Karanlığın hızı
Karartılı yalnızlığının derin iç çekişlerinde, peşinden koşamayacağın kadar yavaş bir zaman gelir çatar. Zaman nasıl kıvrılıp gevşer gezegenlerin uzağında bir yerlerde, sonra yeniden bizi alır içine, alıp götürür bilinmeye bile cesaret edilememiş anlara, burada içimde, düşüncelerimde, elimle dokunamadığım bir şeyin içinde saklı zaman. İçimde sakladığım kendimi izliyorum bazen. Varlığım ya da yokluğum sadece zamanın umrundaymışcasına, içimde kıvrılıyor zaman, içine çekiyor sigara dumanı gibi, sonra üflüyor, kasılıyor, acıyor zaman. Acı veriyorum bir başka anın zalim ve bir o kadar da sefil yalnızlığına. Soran gözlerle izliyor biryerlerden.
Zamanın kendi kanunları var, değişmeyen. Yalnızlığında seni izleyen, bir hayalet gibi içinden geçen. Hiçbirşey yapmadan beklerken, geçer gider, öldürürsün sanki onu. Öldüğünü sanarsın ama ama sadece yaşlanır, kendi kendine. Umursamaz, üzerine basar geçer. Her adımda biraz daha deşer, içinde biryerlerde kendi mezarını kazar. Ölür yavaşça, büyür bir tohum misali. Küçültüp saklar seni içinde biryerlere. Işık hızı ne kadar hızlı geçiyorsa, karanlığın hızı da o kadar yavaş. Beynimin içi de karanlık ama düşünüyorum, hissediyorum. Var olmak yetmiyor, yaşamak gerek, hayat tatmin olmuyor zamanın sahte gülümsemeleriyle. Her vücutta bir hayat saklı, hepsi zamandan müzdarip. Aynı acılara ağlıyor, aynı mutluluklara gülümsüyoruz oysa. O küçük karanlık odada değişiyor herşey. Başkalaşıyoruz hepimiz ayrı yönde. Sonra kesişiyor yollarımız ve çelişiyor içimizdeki ışıklar. Renkler karışıyor, karıştıkça bulanıyor dünya. Bataklık kadar bulanıklaşıyor, gökkuşağı kadar renkli olmasa da.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder